Karar ahlâkı, bireylerin sezgileriyle sınırlı kaldığında kırılgandır. Kalıcılık, ancak bu ahlâk kuruma dönüştüğünde sağlanabilir. Ankara’nın Türk tarihindeki ayırt edici özelliği, zor kararların yalnızca güçlü şahsiyetlere bağlı kalmaması; zamanla kurumsal bir refleks hâline gelmesidir. Bu dönüşüm, merkez olmanın en zor ama en gerekli aşamasıdır.
Ankara’da karar, tek bir iradenin ani tercihi olarak değil, ortak bir tartının sonucu olarak şekillenmiştir. Bu tartı, kurumlar arasında kurulan dengeyle işler. Kurumlar, kararın hızını yavaşlatır; ama isabetini artırır. Ankara’nın bürokratik ağırlığı çoğu zaman eleştirilir. Oysa bu ağırlık, kararın kişisel heveslere teslim edilmemesinin sigortasıdır. Merkez olmanın bedeli burada bir kez daha görünür hâle gelir.
Bu kurumsallaşma, Ankara’nın tarihî hafızasıyla beslenmiştir. Geçmişte yaşanan kırılmalar, yanlış kararların ya da ölçüsüz adımların nasıl ağır sonuçlar doğurduğunu öğretmiştir. Bu öğretinin kuruma dönüşmesi, Ankara’nın merkez olarak kalabilmesinin temel şartıdır. Kurumlar, hatırlamanın resmî biçimidir. Ankara’da kurumlar, yalnız iş görmek için değil; unutmamak için vardır.
Kurumsal karar ahlâkı, Ankara’nın modern dönemdeki rolünü de belirlemiştir. Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde alınan kararlar, bireysel cesaret kadar kurumsal dengeye de dayanır. Bu denge, değişimin hızını kontrol altına almış, kopuşun yıkıcı olmasını engellemiştir. Ankara, bu süreçte yalnız bir başkent değil; bir denge makinesi olarak işlemiştir.
Bu makinenin sessizliği, yanlış anlaşılmamalıdır. Sessizlik, hareketsizlik değildir. Aksine, sessizlik, çok sayıda ihtimalin aynı anda tartıldığı bir yoğunluk hâlidir. Ankara’da kararlar, çoğu zaman kamuoyunun gözünden uzak biçimde olgunlaşır. Bu olgunlaşma, kararın toplum tarafından taşınabilir olmasını sağlar. Taşınamayan kararlar, ne kadar doğru olursa olsun uzun ömürlü değildir.
Ankara’nın karar ahlâkının kurumsallaşması, merkez ile çevre arasındaki ilişkiyi de düzenlemiştir. Merkez, her şeyi belirleyen bir güç odağı olmaktan ziyade, dengeleyici bir referans noktası olarak çalışmıştır. Bu çalışma biçimi, merkezîyetçiliğin aşırılığa dönüşmesini engellemiştir. Ankara’nın merkez oluşu, mutlak hâkimiyet değil; ölçülü yönlendirme üretmiştir.
Bu noktada Ankara’nın başkentliği, nihai anlamını kazanır. Başkent olmak, yalnızca kararların alındığı yer olmak değildir; kararların kalıcı hâle getirildiği yerdir. Ankara, bu kalıcılığı sağlayabilecek kurumsal zemini tarih boyunca inşa etmiştir. Bu inşa, kısa vadeli başarılar üretmemiş olabilir; fakat uzun vadeli istikrar üretmiştir.
Karar ahlâkının kuruma dönüşmesi, Ankara’nın tarih içindeki en büyük başarısıdır. Çünkü bireyler gider, kurumlar kalır. Ankara’da kurulan merkez, bu gerçeğin bilinciyle hareket etmiştir. Devletin devamlılığı, bu bilincin kurumsal ifadesidir. Ankara, bu ifadeyi taşıyabilecek bir merkez olmuştur.
Buradan bakıldığında Ankara’nın ağır temposu, bir hantallık değil; bilinçli bir yavaşlıktır. Bu yavaşlık, kararların aceleyle tüketilmesini engeller. Ankara’da zaman, kararın lehine çalışacak şekilde kullanılır. Bu kullanım, tarih boyunca defalarca sınanmış ve çoğu zaman doğrulanmıştır.
Bu bölümle birlikte 4. makale, nihai muhasebeye yaklaşmıştır. Karar ahlâkının bireyden kuruma, oradan devlete dönüşen hattı netleşmiştir. Ankara, bu hattın kopmadığı nadir merkezlerden biridir.