Bir şehrin tarih içindeki ağırlığı, yalnız siyasî rolüyle değil, iktisadî davranış biçimiyle de belirlenir. İktisat, şehirlerin görünmeyen karakteridir. Ankara’nın tarih boyunca ayakta kalabilmiş olması, büyük ticaret imparatorlukları kurmasından değil; istikrarlı ve ölçülü bir iktisadî zihniyet geliştirmesinden kaynaklanır. Bu zihniyet, şehri ani zenginliklerin cazibesinden uzak tutmuş; fakat yoksulluğun çökertici etkisinden de korumuştur.
Ankara’da iktisadî hayat, hiçbir dönemde aşırı büyüme ya da ani çöküşler üzerinden şekillenmemiştir. Şehir, ticaretle yaşamış; fakat ticaretin esiri olmamıştır. Bu denge, Ankara’yı kriz dönemlerinde ayakta tutan en önemli unsurlardan biridir. İktisat burada bir amaç değil; hayatı sürdürebilmenin aracı olarak görülmüştür. Bu yaklaşım, şehirde istikrarlı bir ekonomik ritim üretmiştir.
Ankara’nın iktisadî yapısında en dikkat çekici unsur, orta hâl ekonomisidir. Şehir, büyük sermaye birikimlerinin merkezi olmamış; fakat küçük ve orta ölçekli üretim ve ticaret faaliyetleriyle canlılığını korumuştur. Bu yapı, toplumsal dengeleri sarsacak uçurumların oluşmasını sınırlamıştır. Ankara’da zenginlik, gösterişe dönüşmemiş; yoksulluk ise kitlesel bir çöküş üretmemiştir.
Bu iktisadî düzen, şehrin çarşı yapısıyla doğrudan ilişkilidir. Çarşı, Ankara’da yalnız alışveriş yapılan bir alan değil; ekonomik ahlâkın da üretildiği bir mekândır. Ticaret, burada güven ilişkileri üzerine kurulmuştur. Uzun vadeli ilişkiler, kısa vadeli kazançların önüne geçmiştir. Bu durum, şehrin ticaret zihniyetini belirlemiştir: Az ama sürekli kazanmak.
Ankara’da ticaretin temel unsurlarından biri de üretimle temasın kopmamasıdır. Şehir, çevresiyle olan bağını hiçbir zaman bütünüyle kaybetmemiştir. Kır ile kent arasındaki bu süreklilik, Ankara’nın iktisadî hayatını esnek kılmıştır. Üretim, yalnız şehir içinde değil; çevre yerleşimlerle birlikte düşünülmüştür. Bu düşünme biçimi, şehri dışa bağımlı hâle getirmemiştir.
İktisadî hayatın bu yapısı, Ankara’da riskten kaçınan ama yeniliğe kapalı olmayan bir ticaret anlayışı üretmiştir. Büyük atılımlar yerine, adım adım ilerleme tercih edilmiştir. Bu tercih, şehri yavaşlatmış gibi görünse de uzun vadede güçlendirmiştir. Ankara’nın tarih boyunca “ağır” bir şehir olarak anılmasının sebeplerinden biri, bu temkinli iktisadî davranıştır.
Bu temkin, kriz anlarında kendini daha açık biçimde gösterir. Ticaret yollarının değiştiği, siyasi dengelerin sarsıldığı dönemlerde Ankara, iktisadî hayatını bütünüyle kaybetmemiştir. Çünkü şehir, tek bir ticaret hattına ya da tek bir mal grubuna bağımlı değildir. Çeşitlilik, Ankara’nın iktisadî sigortası olmuştur.
Ankara’da iktisadî hayat, toplumsal yapıdan kopuk değildir. Mahalle düzeni, iktisadî ilişkilerin de sınırlarını çizmiştir. Aşırı kâr hırsı, toplumsal denetimle sınırlandırılmıştır. Bu denetim, resmî kurallardan çok, alışkanlıklar ve yerleşik davranışlar üzerinden işlemiştir. Bu durum, şehirde iktisadî hayatın toplumsal meşruiyetini güçlendirmiştir.
Sonuç olarak Ankara’nın iktisadî karakteri, büyük servetler üretmekten çok, şehir hayatını sürdürülebilir kılmayı hedeflemiştir. Bu hedef, şehrin tarih boyunca merkez olma kapasitesini besleyen unsurlardan biridir. Ekonomik olarak çöken şehirler, merkez olamaz. Ankara, bu çöküşten uzak durabilmiş bir şehir olarak tarih sahnesinde kalmıştır.